Yol Açık

Karanlık bir sokakta yürüyordum. Bulunduğum sokaktaki lambalar yanmıyordu. Kesişen sokağın parıltısından otlanıyorduk, sokak da ben de. Ardımda bıraktığım ayak izlerinden köpek sesleri yükseliyordu. Geri dönüp bakarsam bana hamle yapacak olan köpekler, onlara bakmayışıma içerlemiş gibi öylece bekliyorlardı. Köpek seslerini bastırmak için müziğin sesini biraz daha yükselttim. Yetmemişti, köpekler daha yüksek sesle havlıyor, bu sesleri duyanların içleri kanıyordu. Fakat sokakta yalnızca ben vardım ve içim kanamıyordu. O an bu, ilginç bir rüya olmaya doğru ilerliyordu.

Sokağın sonuna vardığımda aslında hiçbir yere gidemediğimi ve hiçbir şeyin umduğum gibi olmadığını fark ettim. Çektiğim onca sıkıntının boşa gittiğini görmek benden yaşayacağım bir 10 yaşı eksiltmişti. Ve hemen ardından suladığım çiçekler çürüdü. Topladığım taşlar yok oldu.
Bir anda her şey anlamsızlaştı. Yaşadığım şehir, yürüdüğüm sokak, evim, odam, yatağım.. Hepsi anlamını yitirdi ve bu o kadar hızlı oldu ki, dünya peşinde olsa yetişemezdi. Oysa böyle olmamalıydı. Kesinlikle olmamalıydı.

İnsan denen varlık çok değişik be dostum. Öyle ki, içinde fırtınalar koparken sureti sütliman olur çoğumuzun. Baktığında anlamazsın, ama öyledir inan. Baktığın yüz seninle savaşırken, ruh aslında ruhunla sarmaş dolaştır. Masanın üzerinde eller birbirini alt etmeye çalışadursun, masanın altında ayaklar birbiriyle sevişir. Hepimiz için bir milat, bir kırılma noktası vardır ve bu noktaya ulaşınca her şey anlamsızlaşır. Benlik duygusu ağır basar. Varlığın, yalnızca kendi varlığına armağandır. Belki de her zaman için olması gereken budur. Bu noktadan sonra sadece olmak istediğin yeri düşünürsün. Olmak istediğin yer bilmediğin bir ülkenin falanca bir şehri de olabilir, bir insanın dizinin dibi ya da bir mezarlığın bir köşesi de. Sadece düşünürsün ancak sadece düşünmek yetmez. Karşına çıkan duvarı tek bir yumruk darbesiyle yere sermeyi de bilmek gerek. Sonrasında yok açık. Yol senin.

Bir yorum yazın