Gökyüzü

Zamanın köpek dişlerini etimde hissediyordum. Sadece zaman değil, insanlar, düşünceler ve gelecek kaygısı, bedenimi ve hepsinden önemlisi ruhumu paramparça ediyordu. Gözlerimi kapatıp kendimi güzel yerlerde, köyler ve bahçelerde hayal ediyordum. Ama hayalimin süresi biraz uzamış olsa, o köye giden yolların kapalı olduğunu ve oradan çıkamadığım gibi, tek başıma öldüğümü ve sonrasında çürüdüğümü görüyordum. Hayal kurmaktan korkar olmuştum. Eğer hayal kurmaya devam edersem, bilincimi kaybedeceğimi hissediyordum. Hayal etmeyi bıraktım sonrasında. Kendime yaşayabilmek için yeni bir pınar bulmam gerekiyordu, buldum; Gökyüzü.

Alabildiğine mavi, alabildiğine sonsuz ve kokusuz. Kudreti ayrı, azameti ayrı, büyüsü ayrı. 

Çocukluğumdan beri, içten içe babamda da olduğunu düşündüğüm bazı davranışlarım var. Düşünmek için yürümek, yalnız kalmak için yürümek, yürümek için yürümek. Yürürken kafamı kaldırıp gökyüzüne bakmak ya da yakınımdaki bir ağaca sarılmak. Eskiden yalnız olmak için çaba sarf ederken, şimdi sanki bunun bir anahtarı varmış gibi istediğim anda “yalnız” kalabiliyorum. Takdir edersiniz ki bunun sırrını sizlerle paylaşmayacağım.

Görmek için ölmenin gerektiği yerleri düşünmeyi anlamsız bulduğum bu günlerde, hayatın bana “kendinlesin” deme şekillerini fark ediyorum. Biz üç arkadaştık. Ama bir zamanlar birleşmiş iki avuca bile sığamayacak kadar çoktuk. Zaman içinde avuçlar ayrıldığında bile yere dökülmeyecek kadar kaldık. Ve sonrasında birimiz bir kanepenin üzerinde tavanı izler halde, birimiz kaldırımlara park edilmiş arabaların arasında, bir diğerimiz ise bulunduğu yeri hayal meyal hatırlayabildiğim kadar azaldık. 

“Dün gece gördüğüm rüyayı hayal meyal hatırlıyorum” demek isterdim. Ancak tüm gerçekliği ve bir rüya ne kadar katı olabiliyorsa katılığıyla birlikte hala aklımda. Yine aynı sokak, fakat yıkılıp yenilenmiş binalarla öylece duruyor. Çocukken kuzenime sataştı diye kavga ettiğim Ali’nin kapısındayım. Onunla kavga ettiğim için bana kötü bir insan olduğumu söylediği için hayli içerlemişim. Fotoğrafın çekildiği gün kol kola girmiş o 3 arkadaştan, sadece birisiyim. Diğer ikimiz ortalıkta görünmüyor. Bense, bana kötü denilmesine içerlemiş ve bunu söyleyeni iyi insan olduğuma ikna etmek için bekliyorum. Komiktir ki, her ne kadar insanların hakkımda ne düşündüğü umurumda değil desem de bunu reddedemiyorum. Ve ben hala Ali’nin bana “sen iyi bir insansın” demesini bekliyorum.

Bu sabah tüm vücudum kaskatı uyanmıştım ve aslında dünyada çok fazla kötü insanın olduğunu düşünüp, kendimi iyi insan olarak niteledim. Oysa iyi bir insan olmak için, başkalarının kötü olmasını bekleyemezsin. Hem her şeyin göreceli olduğu bu dönemde, neye ve kime göre iyi ya da kötüydüm, bilmiyorum. Buna çok takılmadan göremediğim gökyüzünün mavisini, toprağın alamadığım kokusunu ve ağacın dokunup hissedemediğim dokusunu düşünmeye koyuldum. 

Sizlerin aksine, ben gözlerimi kapadığımda onu görüyorum; alabildiğine mavi, alabildiğine sonsuz ve kokusuz.

Hayal kurmaktan korkar olmuştum.
Ve kendime yaşayabilmek için yeni bir pınar bulmam gerekiyordu, buldum; 

Gökyüzü.

Leave A Comment