Muamma

Saklanıyordum. Yıllardır bir maskenin ardında, soğuk duvarlarla çevrili bir hayatın içinde saklanıyordum. Gülüyorum sanıyordu annem. Güçlüyüm sanıyordu babam. Beni büyük sayıyordu kardeşim. Ve gamsızım sanıyordu arkadaşım. Oysa ben saklanıyordum. Işık görünce gözlerimi kısıyordum. Ses duyunca kulaklarımı kapatıyordum. Bir koku vardı, onu soluduğumda göğsümü dövüyordum. Saklanıyor olmak bunu gerektiriyordu.


Sonra bir gün uyudum ve sonra bir gün uyandım. O gün hepiniz arasında tek başıma oynadığım saklambaç oyununu bitirdim. Hepiniz ebeydiniz, hepiniz beni bulmaya niyetliydiniz, hepiniz gördüğünüzü ben zannettiniz. “Anladım” dediniz. Bu bir yanılgıydı. “Özledim” dediniz. Bu bir sanrıydı. Ve “unutmam” dediniz. Bu da en az varlığınız kadar yalandı. Daha bir çokları var böyle. Ben yazarım. Yazmaktan başka bir nanem yok zaten. Ama okumazsınız. Okumadıkça bana dokunmazsınız. 


Sonra bir gün düşündüm ve sonra bir gün düşünmekten bir hal oldum. O gün hepinize bir şans verdim. Hepinizi tarttım. Bazılarınız ağır bastı. Sadece bazılarınız. Sonra bana seslendiniz. Soru sordunuz. Cevapladım. Sonra size seslendim. Soru sordum. Cevaplayamadınız. Ama cevaplayacaksınız. 


Bir gün sonra nerede ve nasıl olacağız? Bir ay önce kimdik, bir ay sonra kim olacağız? Bu hayat benim için kaçıncısı? Bilemezsiniz. Bu bilmeceyi çözemezsiniz. Yanlış anlamayın, aşağıladığımdan değil sözlerim, sitem değil ya da. Sonuçta hepimiz hayatımızda birer ağlayan palyaço değil miyiz? Başkalarına merhem olmaya çalışırken, gün be gün, kendimizi tıpkı yağmur altında kalmış bir kesme şeker gibi erimekten kurtaramıyoruz.


Geçmişimiz aşikarken, yarınımız muamma. Bunu unutuyoruz. Sahi, biz bu hayata kim için gelmiştik? Kaçıncı seferde kendimize sıra gelecek? Varsın gelmesin. Sıra kendimize geldikten sonra ne olacağı da muamma değil mi hem? Varsın gelmesin. Hiç gelmesin.

Leave A Comment