Gereği Düşünüldü

Yılların bana vermiş olduğu yetkiye dayanarak, kendimi çürümüş ilan ediyorum. Ancak bu yazının konusu öz eleştiri değil. Bu yazı için “konusu şudur” diyemem. Okuduktan sonra malumunuz olacaktır zaten.

Bir sabah uyandım. Sol elimin serçe parmağı uyuşmuş ve gece burnumdan akan kan bıyıklarımın üzerinde kurumuştu. Birkaç dakika hiç hareket etmeden sadece tavanı izledim. Gözlerimi tekrar kapattım ve tavana, yatağımın tam üzerine bir dar ağacı takmaya karar verdim. Böylece her sabah onunla gözgöze gelecek ve yıldığımı hisettiğim herhangi bir anda ilmeği boynuma geçirebilecektim. Çünkü ben üşenirim. Kendimi asarak intihar etmeye karar versem, düzeneği kurduktan sonra bir üşengeçlik çöker bana. İşim yarım kalır. Neyse, öz eleştiri değildi konumuz.

Hah! tavan diyordum. Bir süre tavanı izlemeye devam ettikten sonra kalktım, yüzümü yıkadım ve dişlerimi fırçaladım. Kimsenin olan biteni anlamasının imkanı yoktu ve dışarı çıktığımda yine gamsız bir piçtim arkadaşlarımın gözünde. Öyle ya, umursamıyordum. Hayatıma sürekli birileri giriyordu. Yeni arkadaşlar, yeni bağlar ediniyordum. Sevebildiklerime her şeyimi vermeyi isterken, sevemediklerime hiçbir şey vermiyor değildim. Onlara da şefkat duyuyordum. Kötülük yapma fikri beni korkutuyordu. Herhangi bir güçten değildi bu korkum. Yalnız kaldığımda vicdanımın soracağı hesabı düşünüyordum hep. Kimilerinin kankası, kimilerinin sevgilisi, kimilerinin kardeşi, kimilerinin de abisi oldum. Aga, hacı, müdür vs. bir sürü sıfat duydum.

Kankası olduğum bazı arkadaşlarım, yeni çevreler edindikçe gözlerindeki kıymetimi yitirdim. Hatta bir dönem “çevresi genişleyen çemberini daraltıyor” diye bir cümleye takmıştım kafayı. O dönem affili geliyordu ama esasen saçma olduğunu yeni yeni fark ediyorum. Sevgilisi olduğum bazı insanların, beni insanın insanı vurmayacağı gibi vuruşuna tanık oldum. Güven duygumla birlikte özgüvenimi de yitirdim. (Merak etmeyin, sonradan toparladım.) Kardeşi olduğum bazı arkadaşlarımın, yalnızca rotasını kaybettiklerinde yanaştıkları bir liman oldum. Abisi olduğum bazı arkadaşlarımın hesaplarını bozdum. Bunu, onlar düşündüler.

Buraya kadar anlattığım tüm bu insanlar, birebirde beni çok seviyorlardı, biliyor musunuz? Bir kısmı hala da sever beni. Ancak insanların beni sevmesi için sürekli yüzlerine bakacak vaktim de gücüm de yok. Birebir diyaloglarımızda dünya benim ve onların olur. Diyaloğumuz bittikten sonra bu dünya yeniden saflara bölünür. Çünkü insanların birbirlerinden sakladıkları bir kibrit çöpü bile olsa, mesafe mesafedir.

Peki, nedir bu işin gereği? Bu işin gereği, çizgidir azizim! Çizgi çekiyorum artık samimiyetinden en ufak şüphe duyduğum kişilerin önüne. Üzerlerini çizemiyorum, yapım buna müsade etmiyor. Ancak önlerinde kalın bir çizgi çiziyorum ve geçmeleri kolay olmuyor. Hem söylediğim gibi, üşengecim ben. Kalın çizgilerin üzerinden geçmeye de üşenirim. Olan biten bu.

Leave A Comment