Bir gecenin gelişi gibi, bariz, ağır ve ürpertici

Bir gecenin gelişi gibi, bariz, ağır ve ürpertici.

Karanlık çöktüğünde aynı köşede oturuyor içim. Bedenim yürüyor, kitap okuyor, müzik dinliyor. Bedenim ıslanıyor. Televizyon izliyor, bazen de ağrıyor. Ve bedenim uyuyor. Karanlık çöktüğünde bunlar olurken içim oturuyor. Aynı, rutubetin boyalarını kaldırdığı duvarın dibinde, sokak lambasının yüzünün bir kısmına vurduğu haliyle oturuyor. Dünden farklı olarak, başını bacaklarının arasına alıp parmaklarını aralarına daldıracağı saçları olmadan.

İnsan, ağaç gibidir. Ne kadar güçlü ve dik kalmaya gayret etse de, mevsimlere boyun eğmek zorunda kalır.

Benim mevsimiminse bir adı yok. Tadı, tarifi ya da geçip gideceği bir zamanı yok. Bu yüzden olsa gerek, var gücümle ayakta kalırken, düşüşüm de en az ayakta kalışım kadar uzun sürüyor.

Soğuğu ruhumda hissediyorum. Henüz ölmemiş ancak yaşamayı da seçmemiş gibi bir vaziyetin içindeyim. Oysa tanısan ışığı ruhunda taşıdığımı sanırdın. Boşlukların peşi sıra koştururken, dünün, günün ya da yarının hesabını yapmadan, iyiyle kötüyü aynı kefe içinde taşımayı bilirdim.

Ve sonra, gecenin gözlerimden ayrılırken bir not bırakmasını dileyerek, içimin oturduğu yerden kalkışını izleyerek uyuyacağım. Sabah olacak ve yine uyanacağım. Geceyle olan ayrılığım, sadece 12 saat sürecek. 12 saat sonra içim yine aynı duvarın dibinde, sokak lambasının çenesindeki sakalları parlatışıyla birlikte oturmaya başlayacak.

Ve bu kitap hiç bitmeyecek.
Bu film hiç final yapmayacak.
Bu müzik hiç son bulmayacak.

Bitti.

Leave A Comment