Safsata

Bugün bir şeyler yazmak istedim. En azından bir süredir üzerinde düşündüklerimi kendime itiraf edercesine ancak bir kısmını da senden saklayarak yazmayı istedim. İnsan bir şeyleri kendine itiraf ederken de bazı şeyleri saklama ihtiyacı duyabiliyor. Bunu sen de biliyorsun ya pek tabii.

En son ne zaman derin bir uyku çektiğimi hatırlamıyorum. Hiç uyumuyor değilim ancak uyuduklarım da uyandığımı hissettirecek kadar derin olmuyor. Lezzetini alarak yediğim son yemeğin üzerinden de en az haftalar geçmiştir. Aynı uyku gibi, hiç yemiyor değilim, sadece karnımın gurultusu ortamdakilerin kulağına ulaşmasın istiyorum. Hem tüm bunları canım istediğinden ya da kendimi cezalandırmak için yapmıyorum. Canım istediğinde afiyetle yiyor, bebekler gibi uyurum. Ancak istemiyor. Bunun için beni suçlayamazsın ya.

Şarkılarla konuşuyorum. Bazıları dert denizine sokuyor beni ayaklarımı yukarıda tutarak. Sadece başım, göğsüme kadar giriyor bu denize. Nefes alamıyorum. Bazıları da benim yerime konuşuyor işte seninle. Bazı müziklere kalp ritmim eşlik ediyor. Güm! Güm! Güm! Müziğin sesini bastırdıkları bile oluyor. Buradan anlıyorum ki kalbim aslında çok güçlü. Fotoğraflarla da paylaşıyorum. Ancak onlar sadece beni dinliyorlar. Sahi fotoğraflar, nasıl bu kadar iyi birer dinleyici olabiliyorlar? Hiç sesleri çıkmıyor ve anlattıklarıma da şikâyet etmiyorlar. Bazıları o kadar güçlü kalıyor ki, ben de anlatmaktan ziyade sadece izlemekle yetiniyorum.

İnsanları izliyorum bir süredir. İnsanları izlemeyi severim. Onlar, farkında olmadan kendilerini ifşa ediyorlar. Nefretlerini gülümseyerek maskelemeye, bilmedikleri konuları laf kalabalıklarıyla bastırmaya çalışıyorlar. Hüznünü de gülümseyenler var. Tabii, nasıl bilmezsin! Biliyorsun elbette. Ve insanlar da beni izliyor bir süredir. Onlara izlemekten hoşlandıkları görüntüler sunamadığım için de hakkımda “vazgeçmiş” diyorlar. Tüm bunları neden anlatıyorum sana biliyor musun? Bilmemen çok normal, ama öğrenmek de istemiyor gibisin. Efendim? Yanılıyor muyum? O zaman şöyle devam edeyim;

Herkesin hayatına uğraması muhtemel bir boşluktayım. Bir gün geçecek ve güleceğim. Gülecek miyim? Kafamdaki keşmekeş son bulacak mı? Bulsun, n’olur! Normalleşmem gerekiyor, biliyorum. Kaybetmemem, artık kaybetmemem gerek. Bunu daha önce de hissetmiştim. Hatırlıyorum. Biraz hatırlıyorum. Başıma buyruk kararlar alıp, kendime zarar verenin yine kendim olmamı istiyorum. Bazı insanlar benim sayemde kötü hissediyor. Bazı insanlar sayesinde kötü hissediyorum. Unutmak istiyorum. Kaybolmak istiyorum ve bulunmak istiyorum. Sadece istemem yetmiyor.

Tüm bunları değiştirmek elimde değil. Aynı safsataları söylemekten vazgeç. Gideceğin yeri değiştirebilirsin ancak gitmek istediğin yer kadar haz verir mi? Bu sorunun cevabını bana değil kendine vermelisin. Cevabın “hayır” olduğunu ben biliyorum çünkü.

Görüşürüz.

Leave A Comment