N O T

Farklı notaların yankısında, kalmak ve ölmek arasında debeleniyordum. Kalmayı istemiyordum ki sebebi, şimdiye kadar ki kalışlarımdı. Ölmeyi istiyordum ki, sebebi meraktı; hiç ölmemiştim.

Ölmek denildiğinde iki şeyi sorgulardım. Birincisi nasıl ölmekti. Nasıl ölmeliydim ki, layıkını bulmalıydı. Arkamdan iyi ve kötü, gerekli ve gereksiz, masum ve kindar yorumlar yapılmalıydı. Hakkım yenmeliydi, günahlarım alınmalıydı. 

Bir arkadaş sohbetinde sordum, bileklerimi mi kesmeliyim, yoksa kendi hazırladığım bir darağacına mı asmalıyım kendimi. “At” dedi buradan kendini. “Manzarası da güzel, gelenler çiçek bırakır adına.” Makul geldi ilkten. Ama niyetim kendimi bir yerlerden atarak ölmek değildi. O yüzden katılmadım. 

İkinci konu ise ne için ölmekti. Ne için ölecektim ki ruhum benden hesap sormayacaktı. Bunun cevabı yoktu. Ne için olursa olsun, benden hesap sorulacaktı ve hesap verecektim. Öyleydi işte.

Bilmiyordum. İnsanın, insanlara, en güvendiklerine inancı sarsıldığında ne olursa olsun devam edemiyor hayatına. Yumruk yedim, tokat yedim, kazık yedim; ki bunu haketmiyordum. 

Yukarıdan beni izleyen bir şey var, biliyorum; yaşadıklarımdan eğleniyor. Ben yaşadıkça kahkahalara boğuluyor. Elbet karşılaşacağız, ben öleceğim ve karşılaşacağız. O zaman da gülecek biliyorum. Çünkü istediği şey, huzurunda olacak, yanıbaşında. Ben de gülmeye başlayacağım. Çünkü biriktirdiklerimi karşısına çıkmadan gülemem. Anlıyor musun? Kıps.

Bir yorum yazın