M A H V O L (mak)

Varlık ve benlik ikileminde, milyonlarca satır arasında kayboluyorum. Bir gidiş planlıyorum ki parmak ısırtır. Ve biliyorum bu gidişin neticesinde, arkamdan su dökecek yüzlercesi. Arkamdan ağlayacak, gülecek ve iyi ki diyecek her biri. Güleceğim. Yemin olsun ki güleceğim.


Uykunun tadını unuttuğun oldu mu hiç? Yediğin yemeğin seni yorduğunu hissettin mi? Herkesin sana, aslında senin farkında olmadığın bir hesapla yaklaştığını ve kimsenin seni, senin insanları umursadığın kadar umursamadığını düşündün mü? Kaybettiklerine yenilerini eklememek için düşünmelisin. Çünkü önemsediğin kadar kaybedersin. Seninle bir sohbet için çok şeyden vazgeçebilirdim. Ama olmuyor, ben sohbet edemiyorum. Bu yüzden ben anlatacağım, sen dinleyeceksin. 


Diyorum ya, varlık ve benlik arasında sıkışmış durumdayım. Tükürük mevzusu gibi de değil bu, yukarıda bıyık aşağıda sakal deyip geçeyim.

Bir tarafta “ben” olmak var. Olmak istediğim adamın süreceği bir hayat var. Fakat bu beni yok oluşa sürükleyecek, hissediyorum. Aslında his de değil bu, bilincin ta kendisi. Ne geçecek elime “ben” olursam? Heyecanı, tutkuyu, yaşamı bizzat avuçlarımda sıkacağım. Limitlerini kendim belirlediğim bir hayatın kapı anahtarı sonsuza ve ben isteyene ve ölene dek sağ cebimde kalacak. Ne kaybedeceğim peki?

“…”


Diğer tarafta ise “varlık” olgusu var. Varlığımı sürdüreceğim bir şekilde ancak istediğim gibi değil. Bu durumu teşbih ederken aklıma hep Sabahattin Ali’nin Raif Efendi’si gelir. Raif Efendi olmak istiyor muyum? Cevabım beni tanıyanlardan dinlemelisin.

İşte böyle, bazen yaptığın bir seçim hayatını her anlamda değiştirebilir. Bu yüzden seçimin benlik mi yoksa varlık mı olduğunu çok önemsiyorum. Her ikisini bir arada taşıyacak güce sahip olsaydım, sanırım yine bir aç gözlülük yapıp varlığın ve benliğin yanına hiçliği eklerdim.

Hiçlik mi? O başka sohbetin konusu olsun. Görüşürüz.

Bir yorum yazın